Pinned Kan Çağrısı

    This site uses cookies. By continuing to browse this site, you are agreeing to our Cookie Policy.

    • Kan Çağrısı

      Amacım '' role playing '' yapmamızı sağlayacak alt yapıyı kurarak, tasarladığımız görevler ve hikayelerle oyundan daha fazla zevk almak.

      Kısa ve öz olarak Albion' un Tarihini '' Kanın Çağrısı '' hikayesi içerisinde anlatacağım böylelikle içeriği sadece benim değil herkesin üretebilir hale gelmesi ve daha kaliteli işler ortaya çıkartabileceğimizi düşünüyorum. Ayrıca bu postu okuyanların oyun içi ırklar hakkında daha çok bilgisi olacak ve oyuna daha farklı bir gözle bakacaklar diye umuyorum.


      Kan Çağrısı
      1.Hikayeye Giriş

      2000 yıl önce Albion' un başına gelen felaketler, toprağı ve insanlar dahil olmak üzere bir çok canlıyı yok etti. Bu yüzden devler bir daha dışarıdan hiçbir canlının ayak basmaması için Albion' un çevresine koruyucu bir büyü yaptı.

      Büyünün kaybolmaya başlaması ile ( yaklaşık 1900 yıl sonra ) Albion' daki zenginliklere sahip olma umuduyla bir çok tüccar, kaşif, korsan bilinmeyen kıtaya doğru yelken açtı.

      Albion' a yelken açan gemiler bir biri ardına limanlardan kalkıyordu. İnsanların bu sefil krallığı bırakıp yeni ve daha iyi bir hayata başladığı haberleri yayılıyordu.

      Kral, Camelot' taki tüm suçları ve alt tabakadakileri toplayıp Albion' u keşfetmesi için oluşturduğu devasa bir filo kurup, sefere yolladı. Fakat Albion zayıflara göre bir yer değildi. Raporlara göre çoğu vahşi hayvanlar tarafından katledi, devler tarafında yenildi.

      Hayatta kalacak kadar güçlü olanlar, karanlık sanatları öğrenmek için Morgana' nın Müritlerine katıldı. Acemice yapmayaya çalıştıkları büyülerin geri tepmesi ile hepsi çıldırdı ve sesler duymaya başladı. Sesler herkese ve her şeye düşman olmalarını söylüyordu. Onları '' Kafirler '' ( Heretics ) diye çağırırız.

      Kısa süre sonra kralın yolladığı filo ile tamamen iletişimi koptu. 10 yıl sonra kral tüm seferi kuvvetleri ( Royal Exditionary Forces ) ile Albion' a ayak bastı ve kıtanın büyük bir bölümünü ehlileştirdi. Sivilleri dış tehditlerden koruyacak bir çok şehir kuruldu ve Kral tüm eski Camelot' u Albion' a davet etti!

      Hikaye Eski Krallık' da yaşayan Redorw adında huzurlu bir hayatı olan kütüphanede çalışan bir bilge ile başlıyor. Ustasının ölümünden sonra kütüphanenin sahipliği ona devir ediliyor ve her zamanki sefil ama huzurlu hayatına devam ediyor. Ta ki Albion' un zenginliklerini ve kitaplardan okuduğu büyünün gerçekte var olduğunu duyana kadar! Redorw' un bilgiye duyduğu açlıkla, tüm birikimini Albion' a yelken açmak için gemi ve yetkin bir tayfaya harcıyor..

      Hikayenin Redorw' un bakış açısından anlatılmasının nedeni, hikayenin sonunda bir çok kişiye '' role play '' yapmak için yer açacak olamasıdır.



      The post was edited 7 times, last by Methos ().

    • 2.Sırlara Duyulan Açlık ( Bu bölüm Redorw' un bakış açısından anlatılmıstır. )

      Kaptanın kabinine gitmeye çalışırken güverte sanki ayaklarımın altından kayıyordu. Araştırmalarım için ödünç almak zorunda kaldığım parşömenleri geri götürmeye çalışıyordum, çünkü saygı değer kaptanımız yanımda getirdiklerimi kendine layık gördü!

      Her tökezlediğimde sinirimden parşömenleri sanki yanlışlıkla yapıyormuşum gibi avucumun içinde sıkıp buruşturuyor, yağmura siper yapıyorum.
      Ne yani bu fırtınada ucuz parşömenleri ıslandı diye beni gemiden atacak değil ya!?

      Tam bunu düşünürken gemiye vuran dalgalardan biri beni iliklerime kadar ıslattı. Islak bir köpekten farkım kalmadı! İnanamıyorum!
      Silkelenip kaptanın kabininin kapısının kulpunu yakalayabildim. Yakalayabildim diyorum çünkü bu fırtınada ayaklarımın üzerinde dururken tek elimle kapıyı açmam pek de mümkün değil!

      Arkamdan biri ''Çekil!'' diye bağırdı. İçgüdüsel olarak parşömenleri düzeltmek istedim çünkü sesin sahibini tanıdım. Tam parşömenleri cübbemin içine sokarken ensemden kavrayıp kapıyı açtı ve beni içeri fırlattı. Sanki nezaketen kapıyı açmış da beni içeri buyur ediyormuş gibi bir de mağrur bir ifade ile bekleyip, kabinine girdi.

      Yığıntı gibi yatıyordum, sırtımı duvara ancak dayaya bildim fakat başımı kaldıramıyordum. En azından bilincim açıktı. O kadar sinirliydim ki kendime!
      Benim ne işim var burada!? Ben kütüphanesinde araştırmalar yapan saygı değer bir bilgeydim, genç ve heyecan arayan aptal bir maceracı değil!? Argh! Neden geldim ki!?

      O an cübbemin içine koyduğum parşömenler sanki bedenimden geçmek istercesine karnıma öyle bir bastırdı ki iki büklüm otururken simdi ayaklarımın üstünde duvara dayalı duruyordum. Gözlerim fal taşı gibi açık yere düşen, yeniden cansızlaşan ıslak işe yaramaz parşömenlere bakıyordum. İşte bunun için gelmiştim.. Büyü..

      Eğer bu güce sahip olursan bilgelerin en güçlüsü, en saygı duyulanı olabilirim!

      Heh.. Sırıttım. Kendine bir an inanamamıştım. Aradığım şey uğruna yaptıklarıma..
      Benim gibi tipik bir kütüphane bilgesini bile sessiz ve sıcak yerini bırakıp bu karmaşaya iten şeye..

      Bu kadar düşünmek yeter buraya geldiğimi almadan gitmeyeceğim!!

      Kafamı kaldırıp kaptana baktım.. Bir şey işaret ediyordu yüzünde çarpık bir gülümseme vardı..
      Masasının üstündeki kitabı görünce ''Haaaaah İştee! '' diye bir nara attım!

      Kütüphanede çalışmanın faydalarında biri olarak, tüm hayatım boyunca aradığım bilgi hep elimin altında olmuştu. Bununla hep övünmüşümdür! Bu yüzden biraz kendimden utandım, ama umurumda değildi. Albion' un Tarihi benimdi..

      Hemen kabinin en köhne köşesine gidip duvardaki eflatun küreye dokundum.. Morumsu ışık tüm kabini dolaştı ve kürenin içine geri girdi ve bulunduğum yeri aydınlattı. Bunu daha önce kaptanın yaptığını görmüştüm.

      Acaba büyü hakkında bir bilgi var mıydı? Aghh..Tabiki de vardı..Parşömenler.. Herneyse şu anda düşünecek daha önemli şeylerim var!

      Odanın köşesine sırtımı dayayıp yere oturdum böylece sağa sola savrulmadan okuyabilecektim. Ahh heyecandan öleceğim!
      Bin yıllar önce kaybolmuş ve en nadide hazineler olarak görülen sihiri bahşedildiği diyar Albion' un Tarihi ..Ne kadar şanslıyım!

      Dikkatimi toplayıp yıpranmış kitabı inceledim. Asırlık olmasına rağmen hala çoğu sayfa okunabilir durumdaydı. Büyük ihtimalle koruyucu büyü hala yok olmamıştı.

      Belki de burada sihir hakkında öğrenebileceğim bir şey keşif edebilirim!
      Yine sırıtıyordum.
      - Heh..


      The post was edited 4 times, last by Methos ().

    • 3.Albion' un Tarihi

      3.a. İnsanlar ve Devler
      Albion' a ait en eski hikayeler yaklaşık 2000 yıl öncesinde insanların hayatta kalmak için çabaladıkları bir yer olduğunu anlatır. Günümüzdeki gibi avcı değil av olduğumuz zamanları, acımasız ejderhaların hüküm sürdüğü zamanları..

      Bu topraklardaki insanlar (Albion'un yerlileri ) yüzyıllarca, küçük kabileler halinde yaşayıp devasa yaratıklardan -vahşi hayvanlar, devler ve ejderhalardan arta kalanlarla beslenirlerdi. Uzun süre boyunca, korkakça ve bu devasa yaratıkları araştırarak hayatta kalmaya çalıştılar.. Taki Albion' un doğasına (büyüye) uyum sağlamaya başlayana kadar. Büyü ile uğraşan kabileler büyücülükte o kadar ilerlediler ki devler ile iletişim kurup onlarla yaşamaya başladılar. Druid kültürlerini ve büyülerini öğrendiler. Yüzyıllarca devam eden bu ilişki iki ırk arasındaki güven bağlarını güçlendirip Albion' un kaderini değiştirecek bir olaya sebep oldu.

      Ejderhaları sonsuza kadar uyutmak için birlikte çok güçlü bir büyü yaptılar. Böylelikle ejderhaların yokluğu ile mahvolmuş topraklar zamanla eski haline döndü ve böyle kalması için insanlar ve devler bir yemin etti. O zamandan beri ejderhaların uyuduğu yeri korurlar ve Albion' un Bekçileri ( Keepers of Albion ) diye anılırlar.

      The post was edited 2 times, last by Methos ().

    • 3.Albion' un Tarihi

      3.b.Kraliyet'in Kuruluşu
      Ejderhaların büyü ile uyutulmasından 200 yıl sonra eşsiz bir (insan) druid dünyaya geldi. Diğerleri gibi değildi, nadir bir güce sahipti. Kimileri ejderhalar ile uykularında konuşabildiğini, kimileri ise devlerin atalarını ziyaret ettiğini söylerler. O nun adı Merlin ve tek amacı bir gün ejderhalar uyanırsa diye tüm kabileleri birleştirip tek kraliyet altında toplamaktı. Albion bir daha asla ejderhaların eline geçmemeliydi.

      Bu kadar büyük bir değişimi insanlar hoş karşılamadı fakat Merlin' e karşı çıkabilecek başka biri de yoktu ve kabileler Merlin' in seçeceği lider altında toplanmaya başlayacaktı. Ama bu güce sahip bir aday bulmak zordu bu yüzden Merlin, Albion' un öteki ucundaki cadı Morgana' dan bir silah yapmasını istedi. Sahibine daha önce görülmemiş güçler bahşeden sadece kral olmaya layık birinin taşıyabileceği. Çelik ve büyünün birleşimi olan, dövülen ilk kılıç Excalibur böylece yaratılmış oldu.

      Askerler eğitildi, en başarılı olanlara şöyalye ünvanı verildi. Şövalyelerin en kudretlisi Uther, yeni krallık Camelot' un kralı ilan edildi.

    • 3.Albion' un Tarihi

      3.c.Eski Kral ve Yeni Kral
      Uzun yıllar boyunca krallar, Merlin ve Morgana' nın önderliğinde Camelot' u iyi bir biçimde yönetti. Krallık huzur içindeydi.

      Taki kızıl ejderha Dauthir uyanana kadar! Tek bir kükremesi ile birçok ejderhanın üzerindeki büyüyü kaldırdı ve saflarına çekti. Merlin ve Morgana' nın desteği ile Kral Uther ve şövalyeleri ejderhalarla günlerce savaştı. Gökyüzü yanan krallığın dumanları ile simsiyah olmuştu fakat zafer kazanıldı. Tabi ki de zaferin bir bedeli vardı... Kral Uther ve yüzlerce şövalyenin canını ve krallığın topraklarının mahvoluşunun karşılığında kazanılmıştı..

      Kral Uther' ın ardında bir varis bırakmaması Camelot' u bir çıkmaza sürüklemişti. Merlin varisi bulmak için geleneksel yöntemlere başvurmak gerektiğine inanırken, Morgana oğlunun tahta geçmesini istedi.. İki kurucu gücün ayrı düşüşü huzursuzluklara yol açıyordu.

      Merlin kurnazca davranarak Morgana' nın yarattığı Excalibur' u çaldı. Arthur adında ona ölümüne sadık bir şövalyeye vererek, onu kral yaptı.


      The post was edited 2 times, last by Methos ().

    • 3.Albion' un Tarihi

      3.d.Albion' a Gelen Yıkım

      İhanete ugramış hisseden Morgana ve onun izininden gidenler ayaklandı. Camelot ilk iç savaşını yaşıyordu.

      İki taraf da birbirine üstünlük sağlayamıyordu. Ne de olsa bu krallığı uzun yıllar beraber yönetmişlerdi ve bir güç dengesi kurulmuştu.. Merlin bu dengeyi bozmak için devlere iç savaşın sonuçlarını ve Morgana' nın yaptıklarını gösterdi. Eğer Morgana, Camelot' a hükmederse Albion' un topraklarının yeninden harap olacağına ve doğal hayatı tehlikeye sokacağına ikna etti.

      Devlerin savaşa katılmasıyla güç dengesi bozuldu.. Morgana' nın güçleri geri çekilmek zorunda kaldı. Yeniden ihanete uğramanın verdiği öfke ve yenilginin hezimeti ile Morgana zafer için son çaresine başvurdu. Karanlık sanatlarda ustalığını kullanarak diğer dünyalardan yardım alacaktı. Yardım buldu fakat bir koşulda, dünyamızın kapılarını onlara açma karşılığında.. ve kapılar açıldı..

      Yıllar süren savaşlar Albion' un topraklarını mahvetti ve şeytanları tüm kıtaya dağılmasına sebep oldu.. Merlin' in artık kraliyetin yitirilmesinden değil, Albion' un şeytanlar tarafında işgal edilmesinden korkuyordu.. Eger Albion' a hükmederlerse bu ejderhalardan da daha büyük bir felaket olacaktı...


      The post was edited 1 time, last by Methos ().

    • 3.Albion' un Tarihi

      3.e.Mahvolmuş Diyar

      İşler çığırından çıkmıştı .. Yıllar süren savaşlar krallığı yıpratmış, ölüm günlük bir rutin haline gelmişti. Son kozunu oynama sırası Merlin' deydi. Çıraklarına Excalibur' un özünü açığa çıkararak onlara gücü bahşedecek bir büyü yapmalarını istedi.

      Fakat açığa çıkacak gücün zapt edilmesi imkansız bir güç olduğunu bahsetmekten kaçındı. Özün açığa çıkarılmasıyla hayat enerjilerini emen öyle büyük bir patlama oldu ki iki tarafın güçlerini de neredeyse silip süpürdü. Patlamadan kaçmayı başarabilen şeytanlar Morgana' yı yanlarında sürükleyerek belki bir gün geri dönme umuduyla kendi boyutlarına hapsettiler.

      İnsanlar okyanusa açılarak yaşam olan başka bir kara aradılar. En eski devler tekrar yüzeye çıkıp Albion' a bir daha insanların ayak basmaması için büyüden bir sis perdesi ördü.. İnsanlar Albion' a sadece ölüm getiriyordu..

      Patlamadan sonra ne Merlin' in ne de Morgana' nın oğlunun ölü olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamadı.
      Morgana' nın
      bu dünyadan sürüleceğini anladığı an baş rahibine, oğlunu ve tüm sırlarını bir gün geri dönme ihtimaline karşı güvene almasını emretmiş olduğu söylenir.

      İnsanların böyle düşünmesinin sebebi olarak Morgana' nın Müritlerinin herhangi birisiyle göz göze gelmeniz yeterlidir.. O mor ve karanlık iki çukuru ömrünüz boyunca asla unutmak mümkün değildir.
      Bir şeytanı gönüllü olarak aramak farklı bir çeşit karakter gerektirir. Demir bir irade ve disipline sahip olmaktan bahsetmiyorum bile.. Bu özellikle her bir hizmetkar için geçerlidir. Hırslı, acımasız ve dahi. Neredeyse şeytanların beden bulmuş hali..

      Karanlık köşelerinde bekleyip, güçlerini yeniden kazanıyorlar. Biz onlar hakkında ne kadar çok keşfedersek, onlar da bizim hakkımızda o kadar şey öğreniyorlar. Albion' a bir gün geri gelecekler. Damarlarındaki akan kan onları yeniden birleşmeleri için çağırıyor!


      The post was edited 5 times, last by Methos ().

    • 4.Bedel ( Bu bölüm Redorw' un bakış açısından anlatılmıstır. )

      Son satırları okurken pis pis sırıtıyordum. En sonunda, Albion hakkında her şeyi biliyorum ve sadece ben!

      -Haha!

      -Aagh!

      Ani bir sarsıntı dengemi kaybetmeme yol açtı ve yuvarlanıp kaptanın masasına çarptım. Yattığım yerden kaptana ait bir şeyleri kırdım mı acaba diye kontrol ediyordum fakat kulağımda bir çok güçlü bir uğultu vardı.. Kafamı mı çarpmıştım yoksa fırtına mı şiddetlenmişti?

      Birden kapı açıldı ve kaptan içeri girdi. Cüsseli biri değildi fakat ona saygı duymanızı gerektiren kendine has bir aurası vardı. Öyle tehditkar bir his ki sanki dediklerini yapmazsam başıma korkunç şeyler gelebilir..

      Kaptan: Ne oldu burada!?

      Amm.. dengemi kaybettim.. sizin masanıza çarpmış olabilirim.. fakat hiç bir şeyin kırılmadığından eminim..

      Bir şey demenden beni kaldırdı.

      Kaptan: Fırtınadan çıkıyoruz. Daha beter bir musibetle yüzleşeceğiz, uğultuyu duyuyorsundur.. Büyülü sis zayıflamış olsa bile yine de duyularını çarpıtmaya, aklınla oynamaya yeter.. Birçok tayfa bu sislerde kayboldu, yıllarca eve dönüş yolunu aradı.. Gemileri onların mezarı oldu..

      Mezarı mı!? Sesim öyle bir ciyaklamayla çıktı ki! Kendimden utandım.

      Kaptan: Kendini bağla ki seninle uğraşmam gerekmesin..

      Bedenim korkudan titriyordu.. Burada ölebilir miydim? Albion hakkında gerçekleri daha yeni öğreniyordum.. Eve asla dönemeyebilirdim..

      Kaptan: Merak etme, büyüden etkilenmemenin bazı yolları var.. Aklını korumanın bazı yolları..

      Sesinde o kadar çok öz güven vardı ki endişem birden yok olmuştu.. Teşekkür etmek için başımı kaldırdım. Göz göze geldiğimiz o an, okuduğum bir şeyi anımsadım.. Aslında son şeyi..

      Mor ve karanlık iki çukur..

      The post was edited 8 times, last by Methos ().

    • 5. Morgana' nın Müritleri


      Morgana' nın bu dünyadan sürüleceğini anladığı an baş rahibine, oğlunu ve tüm sırlarını bir gün geri dönme ihtimaline karşı güvene almasını emretmişti..Yapılması gerekenler o anda yapılmalıydı. Boyutsal bir kapı açıp buradan kurtulabilirdi fakat sorun birden fazla kişiyi taşıyacak kapıyı açacak zamanı olmamasıydı.

      Zor da olsa Baş rahibin aklına başka bir çözüm gelmemişti.. Bedeninin boyutsal kapıdan geçmesi gerekliydi.. Önce yanındaki iki müriti öldürdü daha sonra emanet edilen oğulu. Ardından bir büyü fısıldayıp kendi canını aldı. Büyü, bedenlerden ayrılan dört ruhu parçalara ayırarak tek ruh *kompozisyonda geri birleştirmişti.. Bir bedene sığacak 4 ruh parçası büyük felaketten kurtulmuştu..

      *Kompozisyon: Ayrı ayrı parçaları bir araya getirerek bir bütün oluşturma.


      Redorw' un onu Albion' a götürecek olak gemi Aberdown limanına demir atar.

      Gemiden bir adam karaya ayak basar.. Aslında bir konak bedende barınan dört ruhtan oluşan kopozisyon demek daha doğru olur.. Bunca yıl tek bedende barınan dört ruh Baş rahibin bedenini yıpratmış, ama o Morgana' nın emrini yerine getirmeyi başarmıştır.. İdeal bir şekilde olmayabilir ama Albion' a geri dönmüşlerdir..

      Son bir şey kalmıştır, o da Albion' un büyüsüne ruh parçalarının nüfuz etmesidir.. Baş rahibin son yaptığı büyü ile insanlık doğasını kaybetmeye başlar. Ruhu giderek daha küçük parçalara bölünerek büyünün en saf haline kadar ayrılır.. ve dört ruh parçası Albion' un parçası olur..


      Ruh parçaları kendilerine uygun kişiyi bulduklarında bir parçalarını o bedene nüfuz ettirerek kendi ideallerini ve inançlarını o akıla nakil eder. Yani karakterde fazladan bir kişilik oluşur.. Ruh parçasının ile kişinin geçmişi alakalı olmak zorundadır.

      1. Müritlerden ilkinin elinde bir terazi vardı. Açlık ve kıtlıkları yaratan odur. Açgözlülüğü simgeler.

      2. Müritlerden ikincisinin devasa bir kılıcı vardı. Barışı alma ve insanların birbirini katletmesi gücü verilmişti. Katliamı getirecekti. Savaşta dökülen kanları simgeler.

      3. Baş rahibin adı Ölüm' dü. Ölüler diyarı onun ardınca geliyordu. Ölümün tırpanını taşır, sonu getirir. Çürümeyi, salgın hastalıkları simgeler.

      4. Morgana' nın oğlunun elinde yay vardı. Kendisine bir taç verildi ve galip gelen biri olarak zafer kazanmaya çıktı. Zaferi simgeler.

      The post was edited 18 times, last by Methos ().

    • @Methos Emegini takdir ediyorum, cok guzel bir calisma olmus. Oyun icerisinde hedeflerine ulasman icin herhangi bir seye ihtiyacin olursa yazmaktan cekinme. Tridra guildinde role play sevdalisi bir cok insan var, bizden birini gorursen yazabilirsin. Bende guild isleri yerine oturduktan sonra mesela: hikayeye bagli isin icerisinde biraz aksiyonda olan ucunda gold odullu role playing eventlar yapmak istiyordum.